Her akşam bir menüyle başlar.

Ama bazı menüler sadece kâğıt üzerinde kalmaz.

O akşamın ruhuna dönüşür.

Kaş Bayındır’da, İngiltere’den gelen bir aile için özel bir akşam yemeği hazırladım.

Villa sakin, bahçeye bakıyordu. Deniz yoktu. Büyük pencerelerden sadece ağaçlar ve yeşillik görünüyordu.

Ama içeride bambaşka bir sıcaklık vardı.

Kapıdan girdiğim anda o sıcaklığı hissettim.

Menüyü günler öncesinden konuşmuştuk.

Ağır olmasın, taze olsun, yaz akşamına yakışsın istemişlerdi.

Ben de tam olarak öyle bir menü hazırladım:

Welcome Drink

Gül, tarçın, portakal ve karanfille demlenmiş hibiskus çayı.

Kokusu bile yumuşacıktı.

Starters

Domates carpaccio, taze fesleğen ve zeytinyağıyla.

Karpuz salatası, nane, peynir ve nar ekşisiyle.

Mevsim meyveli yeşil salata, hafif narenciye sosuyla.

Cold Mezzee

Roka ve mercimek köftesi.

Klasik humus, çıtır pastırmayla.

Sarımsaklı yoğurtlu çıtır biberler.

Main Course

Fırında kıymalı kabak sandal.

Yanında pancarlı ve karamelize soğanlı arpa şehriye pilavı.

Dessert

Fıstıklı irmik helvası, vanilyalı dondurmayla.

Akşamüstü villaya vardığımda mutfak henüz boştu.

Malzemeleri tezgâha dizerken salondan hafif sesler geliyordu.

Sonra yavaş yavaş sohbet yükselmeye başladı.

Kahkahalar, yarım kalan cümleler, “bunu hatırlıyor musun?” diye başlayan anılar…

Hepsi mutfağa kadar ulaşıyordu.

Ben de acele etmeden, yavaş yavaş pişiriyordum.

Sanki o sohbeti bölmek istemiyordum.

Bıçağın tahtaya vuruşu, tavada hafifçe ötüşen sesler, fırından yayılan koku…

Her şey o akşamın temposuna uyum sağlamıştı.

Bir ara mutfağa kadar gelip “kokusu çok güzel” dediler.

Sonra gülümseyip kendi aralarına döndüler.

Ben de başımı salladım ve işime devam ettim.

O an, sadece yemek pişirmediğimi hissettim.

Bir ailenin arasına, bir akşamlığına, sessizce misafir olduğumu anladım.

Sofrayı kurduğumda herkes yerini aldı.

Tabaklar geldi, kadehler dolduruldu.

İlk birkaç dakika sadece yemek sesi duyuldu.

Çatal-bıçak sesleri, hafif “mmm”lar…

Sonra yavaş yavaş konuşmalar yeniden başladı.

Bu sefer daha yumuşak, daha içten.

Yemek, sohbetin arasını açmıştı.

Yemek bittiğinde bulaşıkları toplarken anneleri mutfağa kadar geldi.

Hiçbir şey söylemeden omzuma dokundu.

Sadece “thank you” dedi.

Ama o “thank you”nun içinde çok şey vardı.

Yorgunluk, memnuniyet, bir akşamın güzelliği… Hepsi o iki kelimenin içindeydi.

Kapıdan çıkarken arkama baktım.

Salonun ışığı hâlâ yanıyordu.

Sesler biraz daha alçalmış, ama devam ediyordu.

Bazı akşamlar yemek pişirmek için gidersin.

Bazı akşamlar ise bir ailenin birbirine biraz daha yaklaşmasına tanıklık edersin.

Bayındır’daki o yaz akşamı ikincisiydi.

Mutfaktan, sevgiyle.

Melek

Ayrıca bakın: Kaş & Kalkan’da Özel Şef · Kaş’ta Özel Bir Yemeğin Perde Arkası · Kaş’ta Villanızda Özel Şef · Private Chef Kalkan – Günlük Kahvaltı & Öğle Yemeği