Bazen bana “Evde hiçbir şey yok, ne yemek yapacağım?” deniyor.

Sonra buzdolabını açıyorum.

İki kabak, birkaç domates, yarım kase yoğurt, biraz peynir, bir gün önceden kalmış pilav…

Aslında yemek var. Sadece henüz ne olacağına karar verilmemiş. :)

Bence mutfakta öğrenilmesi gereken en önemli şeylerden biri de bu. Her zaman bir tarife ihtiyacımız yok. Hatta yemek yapmayı gerçekten öğrenmenin yolu biraz da tariflerden uzaklaşmaktan geçiyor.

Çünkü yemek yapmak sadece “200 gram bundan, bir kaşık bundan” demek değil. Elindeki malzemeye bakıp onu anlamak, neyin neyle güzel olacağını bilmek ve gerektiğinde planladığın yemekten tamamen vazgeçebilmek.

Ben kendi mutfağımda da çoğu zaman böyle düşünüyorum.

Önce “Bugün ne yapacağım?” diye değil, “Bugün elimde ne var?” diye bakıyorum.

Önce yemeği değil, malzemeyi düşünün

Diyelim ki evde kabak var.

Hemen “kabak yemeği tarifi” aramak yerine kabağı düşünün.

Fırına atabilirsiniz. Tavada soteleyebilirsiniz. Rendeleyip mücver yapabilirsiniz. İncecik kesip salataya çevirebilirsiniz. Yoğurtla meze yapabilirsiniz.

Yanına ne var?

Biraz yoğurt varsa sarımsak ve zeytinyağıyla sos yapabilirsiniz. Birkaç ceviz varsa üzerine ekleyebilirsiniz. Domates varsa fırında kabakla birlikte pişirebilir ya da ayrı bir salata hazırlayabilirsiniz.

Bir anda tek bir kabaktan birkaç farklı yemek fikri çıkmaya başlıyor.

Bence pratik yemek yapmanın en önemli noktası tam olarak burada:

Bir malzemenin sadece tek bir yemeğe ait olduğunu düşünmemek.

Ben mutfakta kendime 5 soru soruyorum

Elimdeki malzemelerle bir şey hazırlarken aslında kafamın içinde çok basit birkaç soru var.

1. Ana malzemem ne?

Önce bugün değerlendirmek istediğim şeyi seçiyorum.

Bu bazen bir patlıcan, bazen tavuk, bazen mercimek, bazen de buzdolabında kalan birkaç sebze olabilir.

Özellikle birkaç gün içinde kullanılması gereken bir malzeme varsa genellikle oradan başlarım.

2. Bunu en kolay nasıl pişirebilirim?

Her şeyi uzun uzun hazırlamak gerekmiyor.

Bazen iyi zeytinyağı, tuz ve biraz baharatla sebzeleri fırına atmak yeterli.

Bazen tavada birkaç dakika çevirmek.

Bazen de hiç pişirmemek.

Özellikle yazın Kaş'ta domates, salatalık, biber ve otlar bu kadar güzelken malzemeyi fazla değiştirmeye zaten gerek kalmıyor.

3. Yanına ne ferahlık verir?

Ben tabakta dengeyi seviyorum.

Fırından çıkan sıcak bir sebzenin yanına soğuk sarımsaklı yoğurt çok yakışabilir.

Yağlı bir yemeği biraz limon dengeleyebilir.

Izgara etin yanına bol otlu bir salata koyabilirsiniz.

Bazen bir yemeği güzelleştiren şey yeni bir yemek yapmak değil, yanına doğru şeyi koymaktır.

4. Biraz doku gerekiyor mu?

Bu küçük detay yemeği gerçekten değiştirebilir.

Yumuşak bir sebzenin üzerine birkaç ceviz…

Yoğurdun üzerine kavrulmuş susam…

Çorbanın üzerine çıtır ekmek…

Salatanın içine badem veya çekirdek…

Aynı tabakta hem yumuşak hem çıtır bir şey olduğunda yemek çok daha keyifli oluyor.

5. Bir şey eksik mi?

Yemeği bitirmeden önce mutlaka tadına bakıyorum.

Tuz mu eksik?

Biraz asit mi gerekiyor?

Limon olabilir. Sirke olabilir. Sumak olabilir.

Biraz zeytinyağı mı lazım?

Taze ot mu eksik?

Bazen saatlerce uğraştığınız bir yemeğin ihtiyacı olan şey yeni bir malzeme değil, sadece birkaç damla limondur.

Aslında bazı basit formüller var

Tarif ezberlemek yerine birkaç basit mantığı öğrendiğinizde yemek yapmak çok daha kolaylaşıyor.

Mesela:

Sebze + yoğurtlu bir sos + çıtır bir şey

Fırınlanmış patlıcan + sarımsaklı yoğurt + ceviz.

Fırınlanmış kabak + süzme yoğurt + kavrulmuş badem.

Közlenmiş biber + yoğurt + çıtır nohut.

Üçü de tamamen farklı tabaklar ama mantıkları aynı.

Başka bir formül:

Protein + sebze + karbonhidrat + ferah bir eşlikçi

Tavuk + fırın sebzeleri + bulgur + cacık.

Balık + patates + yeşil salata + limon.

Köfte + pirinç pilavı + közlenmiş sebze + yoğurt.

Böyle düşünmeye başladığınızda her akşam yeni bir tarif aramak zorunda kalmıyorsunuz.

Kalan yemek, ertesi gün aynı yemek olmak zorunda değil

Bu benim özellikle sevdiğim konulardan biri.

Bir önceki günden kalan pirinç pilavını tekrar aynı şekilde tabağa koymak zorunda değilsiniz.

Biraz yumurta, taze soğan ve sebzeyle tavada çevirdiğinizde tamamen başka bir öğüne dönüşebilir.

Fırında yaptığınız sebzeler kaldıysa ertesi gün yoğurtla karıştırıp meze yapabilirsiniz.

Kalan ekmekleri zeytinyağı ve baharatlarla fırınlayıp salatanın veya çorbanın üzerine koyabilirsiniz.

Yumuşamaya başlayan domatesleri uzun uzun pişirip sos haline getirebilirsiniz.

Bir gün önce yaptığınız tavuğu ertesi gün bol yeşillik, yoğurtlu bir sos ve lavaşla bambaşka bir öğüne çevirebilirsiniz.

Bence mutfakta yaratıcılık biraz da burada başlıyor.

Kalan şeye “artık” olarak değil, hazır bir malzeme olarak bakmak.

Pazarda ne güzelse, bazen menüyü o belirler

Kaş'ta yaşamanın mutfağıma en güzel etkilerinden biri bu oldu.

Pazara gittiğinizde her şeyi önceden planlamak bazen anlamsız geliyor.

Çok güzel domatesler görüyorsunuz.

Taze otlar çıkmış oluyor.

O hafta kabaklar çok güzel.

Başka bir zaman barbunya veya patlıcan.

Böyle zamanlarda ben tarifi malzemeye uydurmak yerine, yemeği malzemeye göre değiştirmeyi tercih ediyorum.

Çünkü iyi bir domatesin bazen ihtiyacı olan tek şey zeytinyağı, biraz tuz ve belki biraz peynir.

İyi bir malzemenin üzerini çok fazla örtmemek de yemek yapmanın bir parçası.

“Evde hiçbir şey yok” yemeği

Bir akşam gerçekten ne yapacağınızı bilmiyorsanız şu yöntemi deneyin.

Buzdolabını açın ve yemek düşünmeden malzemeleri çıkarın.

Bir sebze seçin.

Bir protein bulun: yumurta, yoğurt, peynir, mercimek, nohut, tavuk… ne varsa.

Bir karbonhidrat ekleyin: ekmek, pirinç, bulgur, makarna veya patates.

Sonra yemeği toparlayacak bir şey bulun: limon, yoğurt, zeytinyağı, sarımsak, taze otlar veya güzel bir baharat.

Son olarak biraz doku ekleyin: ceviz, badem, susam, kızarmış ekmek veya kavrulmuş nohut.

Hepsini kullanmak zorunda değilsiniz.

Ama bu şekilde düşünmeye başladığınızda “evde yemek yok” dediğiniz birçok gün aslında birkaç farklı seçenek olduğunu fark edeceksiniz.

Tarifler yol gösterir, ama mutfağı siz öğrenirsiniz

Tarifleri seviyorum. Ben de kullanıyorum.

Özellikle daha önce hiç yapmadığım bir şeyi denerken tarif çok iyi bir başlangıç noktası.

Ama bence tarifin amacı bizi ona bağımlı hale getirmek değil.

Bir süre sonra tarifteki kabağın yerine patlıcan koyabileceğinizi, maydanoz yoksa başka bir otu kullanabileceğinizi, ceviz yerine badem koyabileceğinizi bilmeye başlıyorsunuz.

Ve en önemlisi tadına bakmayı öğreniyorsunuz.

Biraz daha limon.

Biraz daha tuz.

Belki biraz zeytinyağı.

Belki hiçbir şey.

İşte o zaman yemek yapmak bir tarifi uygulamaktan çıkıp gerçekten yemek yapmaya dönüşüyor.

Benim için mutfakta özgürlük de biraz bu.

Elimde ne varsa ona bakmak, mevsimi takip etmek, mümkün olduğunca az şeyi çöpe atmak ve birkaç basit malzemeden güzel bir sofra çıkarabilmek.

Çünkü bazen en güzel yemekler önceden planladıklarımız değil, o anda elimizdekilerle yaptıklarımız oluyor.

Ayrıca bakınız: Kaş'ın Tadını Taşıyan Yerler · Japonya Yolculuğumun Mutfakta Bana Öğrettikleri · Kaş'ta Athlete Meal Prep